casa "nuova vita"
asansör ve oryantalizm
zihinsel odaklanma gerektirmeyen uğraşlar içindeyken ya daha önce izlediğim için konuyu/diyalogları iyi bildiğim seyirlikleri ya da daha önce gördüğüm yerler ve mekanlar hakkında belgesel sayılabilecek dizileri dinlemeyi tercih ediyorum. dinlerken zihnimdeki görüntüleri hatırlayıp bu defa bir başkasının gözünden anlamlandırmayı seviyorum. bunlardan biri de gain platformunda yayınlanan “istanbul apartmanları” belgeseli. 2021’de tek sezon olarak yayınlanan bu belgeselin 8. bölümünde şimdiki adıyla yeni hayat eski adıyla kahyaoğlu apartmanı anlatılıyor. sıraselviler caddesi üzerinde bulunan binalar caddeden bakıldığında arka taraftaki müthiş boğaz manzarası hakkında pek fikir vermez. -eş durumundan- restorasyonu yapılan eski pera yapılarını zaman zaman ziyaret etmiş olduğum için diğer bazı binaların arka cephelerinin baktığı manzara hakkında epey fikrim var.
yalnızca sokağa bakan façadesinden bildiğim bu yapı hakkında ise belgeselde anlatılanlara kulak kesildim hemen. 1911’de kahyaoğlu apartmanı olarak inşa edilen apartmanın mimarı bilinmiyor; izlediğim belgeselde, kaynak kitaplarda ve internette diğer beyoğlu yapılarının mimarları ve sahipleri hakkında epey bilgi verilirken bu konutun mimarı yahut yaptıran aile hakkında herhangi bir bilgi bulunmuyor [1].
ama zaten bu yazının konusu ne binanın art nouveau mimarisi ne konut olarak inşa edildiği günden bu yana misafir ettiği birbirinden renkli kiracıları ve yaşanan hadiseler [2] ne de ilham olduğu edebiyat eserleri. bu yazının konusu, 1918’de caddeye elektrik verildikten sonra o zamanki ismi muhtemelen halen kahyaoğlu olan yeni hayat apartmanı’na inşa edilen asansör. beyoğlu’ndaki tarihi apartmanlarının çoğuna asansör teknolojisinin erken evrelerinde -1880’lerin başından itibaren- elektrikli asansörler için yer bırakılmış olsa da elektrik verilmesi kısım kısım gerçekleştiği için çoğu eski yapıda ancak 1918’den itibaren ya asansörlerin yeni devreye alındıklarını ya da merdiven boşlukları değerlendirilerek sonradan inşa edildiklerini biliyoruz. yeni hayat apartmanı’ndaki asansör de bu şekilde merdiven boşluğu değerlendirilerek sonradan yapılmış.
bu asansörü yapan firma olarak, tek bir kaynakta [3] wertheim firmasının adı geçiyor. firma, 1852’de avusturyalı bir kasa üreticisi ve mucit olarak tanınan franz wertheim [4] tarafından kurulmuş, 1880’lerden itibaren asansör de üretmeye başlamış. 1920’lere kadar -geç osmanlı devleti döneminde- istanbul’dan aldığı asansör siparişlerinin kurulumunu doğrudan kendisi üstlenen wertheim firması, kuvvetle muhtemel yeni hayat apartmanı’nın asansörü’nü de doğrudan kendi teknisyenlerine yaptırmıştı. 1920’lerde -erken cumhuriyet döneminde- burkhard gantenbein & sons (buga otis) [5] ile ortaklık kurarak türkiye’de imalat, montaj ve bakım hizmetleri veren firma 1969’da schindler grubu’na [6] satılmış.
asansörler günümüzde elektrik tahrikli motorlar aracılığıyla ve karşıt ağırlık ilkesiyle çalışırlar. karşıt ağırlık ilkesi basitçe, bir yükün ağırlığını dengelemek için karşıt yönde kısmen eşit bir ağırlık eklenerek hareketi kolaylaştıran, dengeyi ve enerjinin verimli kullanılmasını sağlayan bir prensiptir; asansörlerde kabin ağırlığını dengeleyerek motorun yükünü azaltmak, hızı artırmak ve güvenliği yükseltmek için uygulanır. günümüzde, karşıt ağırlık tam dolu bir kabin ağırlığının yaklaşık yarısını dengeleyebilir, böylece elektrik motorunun sadece farkı kaldıracak bir güç sağlaması yeterli olur. sanayi devrimi’nden sonra asansörlerde standartlaşan bir uygulama olmasının yanı sıra, doğrudan buhar makinelerinin ürettiği gücü kullanan ilk hidrolik asansörlerde karşıt ağırlıkla fazladan kaldırma gücü sağlayan mekanizmaların geliştirilmesi sonucu örneğin 19. yy’ın sonlarından başlayarak new york’un modern yapılaşmasını hızlandıran ve çok yüksek katlı binaların yapılabilmesini mümkün kılan bir teknolojidir aynı zamanda.
yeni hayat apartmanı’na 1918’de ilave edilen asansör, merdiven boşluğundaki sınırlı alana inşa edilebileceği için olsa gerek, asansör kabininin dışına yerleştirilecek karşıt ağırlığın kabin alanını daraltması problemi ile karşı karşıya kalınmış. nitekim 20. yy’ın başında, bilhassa beyoğlu’ndaki tarihi yapılara sonradan eklenen bu merdiven boşluğu asansörlerinin hemen tamamında kabin darlığı sorunu gözlemlenmektedir. bu problemi, karşıt ağırlığı aynı merdiven boşluğu yerine binanın iç havalandırma boşluğuna yerleştirerek bulunan çözüm, asansörün kabin içini genişletmiş; mekanizmanın statik dengesi ve binanın kaldırabileceği teçhizat ağırlığı gibi mühendislik hesapları özenle ve dikkatlice yapıldığı için asansörün güvenle ve sorunsuz çalışması sağlanmış.

belgeselde asansör hakkında verilen yegane bilgi, yukarıda bahsettiğim; asansörün karşıt ağırlığının iç havalandırma boşluğuna yerleştirilerek kabin içi alanın daralmasının engellenmesi ve restorasyonu üstlenen mimarlardan birinin bu çözümün 1918’de düşünülmüş olmasının ne kadar hayret verici olduğunu ifade etmesiydi. bir süre mimarın tam olarak neye şaşırdığını anlamaya çalıştım. bugün bize gayet sıradan görünen basit bir teknik problemin, asansörlerin henüz yeni yaygınlaştığı bir asır önce epey uğraş verilerek çözüldüğü muhakkak; peki şaşırtıcı mı? değil.
teknolojinin daima bilimsel gelişmelerin önünde ve hep daha hızlı geliştiğini bilen insanlar için sadece bir asır önce değil günümüzden binlerce yıl önce geliştirilmiş, tesadüfen arkeolojik kazılarda yahut dünyanın iyi korunmuş bölgelerinde bulunmuş mekanizmalar yahut küçük el aletleri de şaşırtıcı değil. annelerimiz mutfaklarında işlerini kolaylaştırıp vakit kazanmak için bir sürü icat yaparlardı geçmişte; rastgele çözümlerle ama vakit kaybını yarıya indiren, daha az yorulmaya, enerji harcamaya vs. yarayan yığınla ufak tefek icatların bir zamanlar işe yarar oluşu da şaşırtıcı değildi. teknoloji deyince gözünüzün önüne sadece devasa laboratuvarlar, sonsuz zincirli ağır sanayi fırınları, devasa içten yanmalı motorlar, nasa’nın uzay laboratuvarları, cern’deki hadron çarpıştırıcısı veya çin’in daha yeni devreye aldığı devasa hidrolik santralleri geliyorsa fena halde yanılıyorsunuz. teknoloji, fırıncı komşusunun bir metal kaşıkla saatlerce hamur karıştırmasını izleyerek elektrikli mikserin ilk basit mekanizmasını geliştirerek adamın 2 saat boyunca uğraştığı işi 20 dakikaya indiren bir teknisyenin yaptığı iştedir. ya da m.ö. 2. yy’dan beri bilinen karşıt ağırlık prensibini önceden inşa edilmiş yeni hayat apartmanı’nın çatı katına yerleştirdikleri pivotla bir ucunu binanın içindeki asansör kabinine diğer ucunu havalandırma boşluğuna yatay ilerleterek uzattıkları karşıt ağırlığa bağlayıp mis gibi sorunu çözen mühendislerin gayretindedir teknoloji. hiç şaşırtıcı değildir; üstelik vakit de sanayi devriminden, buharlı makinenin icadından, hidrolik vinçlerle taa o zamanlar new york’ta devasa gökdelenler dikilen vakitten sonradır. yığınla örnek bulunabilir, verilebilir; insan türü yaşadığı koşulları iyileştirmek, kolaylaştırmak için elindeki imkanları nasıl değerlendirebileceğini binlerce yıldır düşünüyor. bilim, herhangi bir ilkel teknolojik aygıtı daha sofistike, estetik tasarımlı bir hale getirmek için şimdiye kadar geliştirilen tüm teorik ve deneysel alt yapıyı kullanır. tıpkı, bern’deki patent ofisinde önüne gelen yığınla icada nasıl olup da mutfağında, bahçesinde, evinin ardiyesinde veya çalışma masasında çoğunlukla eksik bilgi ve teknik donanım yoksunluğuyla bu türden fikirler geliştiren insanlara şaşırmayan, mekanik ve termodinamik yasalara göre sözde icatların uyduruk olup olmadığına karar veren genç albert einstein gibi.
ama belki de bilgisizlikten zuhur ettiğini peşinen kabullendiğimiz bu hayret duygusu başka bir tekinsiz problemden kaynaklanıyor. düşününce, merak duygusunu izleyen eyleme geçme arzumuzu körelten, ortalığın dağıtılmasına alerjisi olan bir kültürde büyütülmemizin etkileri de var. işe yarayan icatların da ezici çoğunlukla işe yaradığı yerle sınırlı tutulması, ya uyanık birilerinin çabuk davranıp ele geçirmeleri yüzünden akıbetini bilemediğimiz için yahut kapalı kapılar ardında unutulup gittiği için çoğu tarihe gömülmüş gitmiştir. ya da yerli muadili olsa bile amerikan veya alman vs. mallarının daha sağlam, daha güvenilir olduklarına katıksız inancımız olabilir sorunun kaynağı. gerçi son yıllarda küçük büyük ev aletlerinin tamamı ülkemizde montajlanıp satışa sunulduğu için yerlisi yabancısı birbirine girmiş durumda, üstelik sadece bizde değil dünyanın bütün ülkelerinde böyle artık: 10 sene dayanan her yeni teknoloji çoktan eskimiş oluyor.
veya belki de kendimize/yerliliğimize bakışımız sorunludur. yeni hayat apartmanı’nın asansör karşıt ağırlığının teknik yerleşim problemi çözümünün 103 sene sonra binanın restorasyonunu yapan bir mimar tarafından hayretle karşılanması, edward said’in şarkiyatçılık: batı’nın şark anlayışları’nda [8] batı’nın doğu’yu “statik, egzotik, geri kalmış, düşünmekten aciz” olarak tasvir ettiğini söylediği bakış açısının doğu’lu bireyler tarafından kendi kimliklerine yabancılaşmaya yol açsa da peşinen kabul edildiği saptamasını düşündürmüyor mu? mekansal optimizasyon düşüncesinin geçmişte sadece yerli olmayan, tercihen batı’lı insanlar tarafından gerçekleştirilebileceğine dair kayıtsız şartsız bir inanç geliştirmiş genç bir insanın -sanırım hiç farkında olmadığı- öz-değer kaybı mesleğinin sanatsal yönünü ve yaratıcılığını da baltalıyordur; çünkü, örneğin mimar sinan’ın hiç değilse 500 sene önceki tasarımlarından, balyan ailesinin 100 sene önce sadece istanbul’da değil anadolu’nun bir sürü kentinde inşa ettikleri parlak mühendislik çözümlerini entegre ettikleri şahane yapılardan bihaber olması mümkün değil. insanı gittikçe edilgen bir konuma iten, mesleki sorunlara özgün, otantik çözümler üretme yetisini zayıflatan bu kompleksli bakış açısı giderek daha taklitçi, yerel bilgi birikimini modernize etme yeteneğinden mahrum, bir kuvvet merkezi olmadığı/kalmadığı için de fiile çevirme konusunda ne kaygısı ne uğraşısı olmayan zombi orduları yaratır.
aman diyim!
kaynaklar
[1] https://kulturenvanteri.com/yer/yeni-hayat-apartmani/#1/41.034401/28.984724 (son erişim tarihi: 14 eylül 2025).
[2] https://www.salom.com.tr/haber/119296/bir-zamanlar-apartmanlarda-yasardik-2 (son erişim tarihi: 14 eylül 2025).
[3] https://www.hurriyet.com.tr/gundem/asirlik-oyuncaklar-39069565 (son erişim tarihi: 14 eylül 2025).
[4] https://wertheim.at/en/wertheim-legacy-history/ (son erişim tarihi: 14 eylül 2025).
[5] https://elevatorworld.com/article/a-brief-background-of-the-turkish-elevator-industry/ (son erişim tarihi: 14 eylül 2025).
[6] https://group.schindler.com/en.html (son erişim tarihi: 14 eylül 2025).
[7] doğan kuban, sinan’ın sanatı ve selimiye, 1. baskı, tarih vakfı yurt yayınları, 1998.
[8] edward w. said, şarkiyatçılık: batı’nın şark anlayışları, çeviren: berna yıldırım, metis yayınları,1. baskı, 1999.





