Sana ne!
Unless you’re Miss Marple, maybe don’t get involved in everything.
Yaşamını, mesleki bir zorunluluğu olmadığı halde, başkalarını gözetleyerek, açıklarını bulmaya çalışarak geçiren kimselere bu onulmaz rahatsızlıkla malul oldukları için üzülmeli miyiz? Mesleki zorunluluktan kastım, bir polis dedektifi, şifre kırıcı bir profesyonel olmak filan, daha ötesi değil. Bu tür işlerin birileri tarafından yasalar uyarınca yapılabilmesi bir kenara asla hoşumuza gitmez herhalde bu kadar incelenmek. Üzülmeli miyiz? sorusu biraz çocukça geldiyse şöyle bir açıklama uygun olabilir: çoğunlukla yaşını başını almış biraz da tevekkülle maneviyatını zenginleştirmiş insanların yazının girişinde dile getirdiğim sıkıntı ile boğuşan insanlar için “yanlış yerden nasipleniyor” yorumunu pek beğenip benimserim. Ömrünü ayıklayıp sadeleştirmekten çok karıştırıp boğucu hale getiren, içine kinden, nefretten örülü duvarlar inşa eden, birilerinin ayağını kaydırmaktan, dedikodu malzemesi devşirmekten, çetrefilli hainliklerden zevk alan birtakım insanlarla yaşamak zorunda oluşumuz ne hazin. Bu tür saçma hüzünleri tahammülfersa bulsam da işte artık nahoş şeyler hakkında düşünmeye (hatta bir iki satır karalamaya) bir vakit de gelip çatıyormuş demek ki. Gün içinde kafayı takmak yerine iğrenmekle küçümsemek arasında bir yerlerde bir kaç saniyede başımı hızla başka bir uğraşa çevirebildiğim meseleler gece olunca zihnimde adeta uçuşa geçiyor, ister istemez biraz hüküm sürmelerine razı oluyorum. Hoşgörü ve anlayış taleplerinin boşluğunu, karşılık bulamayacak çaresizliklerini ya da işte bu tavırları konumları, yaşları gereği benimsemeleri beklenirken oralı bile olmayanların üstenciliklerini, kısaca bu iki sahtekarlık arasındaki ping-pong maçını son kerte dayanılmaz bulduğum için ne demeye meraklı ve hain kurguculara üzülmeli miyim diye saçma bir soru attım ki ortaya? Çünkü norm olmuş diye yanlış bulunan birtakım şeylerin aslını esasını görmekten uzak zihinlerin hayatımıza uzaktan dikilmiş gözlerini oyamıyoruz. Bunun yerine mistik bir kabullenişin asla teselli etmeyen diğerkâmlığına sığınmayı tercih ediyoruz. Be hey kendinden bihaber acınası yaratık! diye başlayamadığımız her cümle için ellerimize cetvelle vursunlar. Çünkü bu eciş bücüş cadıları, kişisel çıkarları için her yolu mübah sayan ve amaçlarını ustaca sakladıklarını zanneden kifayetsiz muhterisleri, kendilerini terbiye edememiş ama güya toplumu hale yola koymak gibi imkansız işleri görev edinmiş, etik etik diye sayıklarken ahlaksızlığın fevkine varmış kupkuru, ruhsuz cahilleri, marifetten saydıkları nerd tavırlarına yanılıp bizler yarattık. Dahi olmaya gerek yok, tanımşinas, tarifperver, fevri ve bağırtkan kişilikleri nedeniyle kapıya dikilmiş güvenlik görevlisinden hallice hal, hareket ve söylemlerinden hemen ayırt edilebilirler. Neticede hiçbir hükümleri olmadığını gayet iyi bilirler.
Sorun biraz asli unsurla göbek bağını kesmekte geç kaldığımız için onay aramanın uzamasında biraz da aile terbiyesi denilen hadisenin terbiyesiz muhatapları ayırt etmede yetersiz kalan müktesebatında. Hiç kimse beni bu saatten sonra birtakım travmalar peşinden koşturamaz. Birincisi, çok gülüyorum kazık kadar olduğu halde travmam da travmam diye ortalıkta dolaşanlara. İkincisi, seçimlerimizin, hatalı olduklarını bilerek yahut bilmeyerek ancak sonuçlarına daima katlanarak yaptığımız eylemlerin birtakım virane baykuşlarının yılgın hoşgörülerine sığınıp (bkz Gibi dizisi, S1B2-Vatka) kabullenilip onaylanmasına ihtiyacımız yok. Üçüncüsü, kurumuş kalmış, ruhsuz, ölçüp biçerken amorf bir çıkıntıya dönüşmüş, özgünlüğünü yitirmiş, hiçbir şeyden hayır gelmez kimseye. Bir yerlerin kenarlarını çitle çevirip mülkiyet hakkı peşinden koşanlara sonsuza uzayıp giden asimetrik paralel barda başka kimlerle egzersiz yapıyorlar, bir bakmalarını önerebilirim ancak. Ya işte bu kadar açık.
Bu arada güz dönemi de sona erdi. Aslında pek huzurlu ve yorgunum bir de gribal enfeksiyon geçiriyorum. Bir şeyleri bahane etmezsek yazamıyoruz malum. Çok hoşuma gitmese de insanın içini şevkle dolduran uğraşlar yerine eften püften saçma sapan, üstümüzdeki hükmü gribin oynattığı 1-2 derecelik bir ateşin hükmü kadar olan konuları yazmaktan alıkoyamadım kendimi. Ama bu bile yazının ne’liğini konuşmaktan yeğdir. Öbür türlü gına geldi niye yazdım, niye yazdın, aman da yazı yaman da güncem sayıklamalarından. Sağlıkla görüşmek üzere 🍀



💜🍀☺️
Geçmiş olsun 💐
Yazılarınızı özlemiştim. Her satırına bayılarak tekrar tekrar okudum, elinize sağlık. O eciş- bücüş cadıların sinirimi bozmasına bir daha izin verirsem benim de elime cetvelle vursunlar. Sizi üzenler de hep uzakta dursunlar.